Transatlantik: ABD Irak'tan çekiliyor | Suudi Arabistan'a askeri destek

06.10.2026 medyascope.tv

6 Ekim 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız Transatlantik’i yayına Tania Taşçıoğlu Baykal hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. ‘Transatlantik’le karşınızdayız. Bu hafta Ömer Taşpınar yok, Gönül Tol’la Ortadoğu’yu konuşacağız. Türkiye’yi de yakından ilgilendiren iki önemli gelişme var; ABD’nin Irak’tan çekilecek ya da çekilmiş olması (artık o biraz tartışmalı), bir diğeri de Yemen’de Suudi Arabistan’a Mekke Paktı anlaşması çerçevesinde Türkiye ve Pakistan’dan askeri destek.
Önce Irak’la başlayalım. Gönül, bu ABD’nin Irak’taki varlığı ne kadar ciddiydi? Çok stratejik anlamda önemli mi, yoksa daha sembolik mi? Çünkü ilk işgalle bugün arasında çok büyük fark olduğunu biliyoruz. En son noktada nasıl bir şeyden bahsediyoruz, binlerce kişi mi yoksa yüzlerce kişi mi?
Gönül Tol: Aslında Ruşen, Irak işgalinden bu yana geçen 23 yıllık süreye baktığımızda Amerika nasıl bir askeri varlıkla Irak’taydı? Irak’a 1,5 milyon Amerikan askeri gönderilmişti. Fakat 2011’de Obama’nın kararıyla Irak’tan önemli bir sayıda Amerikan askeri çekilmişti. Fakat hatırlarsan, IŞİD 2014’ten itibaren Irak’ın üçte birini ele geçirmişti. Onunla birlikte Amerikan askerleri yeniden dönmek zorunda kaldı. Ama uzunca bir süredir azar azar bu sayı azaltılıyor ve nihayetinde, en son zannediyorum 30 Eylül’de çekilen asker sayısı 1,500. Aslında bir taraftan tabii sembolik bir önemi var bunun. Çünkü Amerika’nın 23 yıllık Irak macerası artık sona eriyor. ‘’Burada ne başardık ne başaramadık, Irak’tan ne tür dersler çıkardık ya da bunun Amerika’nın bölge politikasındaki önemi, anlamı nedir?’’ diye çok tartışılıyor. Sembolik etkisinin yanında tabii İran’dan tutun, Irak’ın kendi iç dinamiklerine, Türkiye’ye, Suriye’ye kadar, sahada çok ciddi sonuçları da olacak.

Ruşen Çakır: İstersen onarı teker teker ayrı başlıklar halinde ele alalım. İlk akla gelen, Kürtlerin bundan rahatsız olacağı. Çünkü ABD’nin oradaki varlığı hem psikolojik olarak, ama aynı zamanda da askeri olarak da Kürtlerin, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin bir tür garantörü gibiydi. Takip ettiğim kaynaklarda Kürtlerde bir tedirginlik görüyorum. Ama mesela Mesud Barzani "Ya abartacak bir şey yok, önümüze bakalım" dedi. Ama Kürtler sayıca az olmaları ve bir de kendilerine karşı hasmâne davranabilecek birtakım milis güçler nedeniyle epey endişeli herhalde, değil mi?
Gönül Tol: Sadece milis güçler değil, Bağdat’la ilişkiler de. Amerika’nın Irak’taki Kürtlere verdiği destek sadece askeri bir destek değildi, aynı zamanda Amerika’nın diplomatik olarak da Kürtlerin yanında duruyor olması Bağdat’la ilişkilerinde Kürtlerin elini güçlendiren bir faktördü. Şimdi bu nedenle çekilmeden en fazla etkilenecek aktörlerden birisi Irak Kürtleri. Her şeyden önce Erbil ve Bağdat arasındaki dengeye bakmak gerekiyor. Çünkü mesela bütçe konusunda, Peşmerge’nin kapasitesi gibi konularda, ABD’nin Iraklı Kürtlere sağladığı dış denge azalıyor. Buna, Irak Kürdistan’ın iç siyasi bölünmüşlüğünü de ekleyelim. Burada Amerika sadece Erbil ve Bağdat arasındaki dengede önemli bir rol oynamadı, aynı zamanda Irak Kürtleri arasındaki bölünmüşlükte de Amerika’nın nerede durduğu önemliydi. Dolayısıyla bu Irak Kürtlerini çok etkileyecek bir durum.
Suriye’de de aslında benzer bir şey gördük. Şimdi Irak ve Suriye Kürtleri açısından, genel eğilim ne? Amerika’nın doğrudan askeri koruması azaldıkça, bu Kürt aktörlerin, merkezi hükümetler karşısındaki müzakerelerde ellerinin daha zayıfladığını görüyoruz. Şimdi muhtemelen Irak’ta da bu tür bir denge söz konusu olacak. Dediğim gibi hem enerji konusunda hem bütçe paylaşımı konusunda hem de Türkiye’nin çok önemsediği mesela Irak Kalkınma Yolu gibi altyapı projelerinde, Erbil ve Bağdat arasında bir tartışma söz konusu. Mesela bu Kalkınma Yolu nereden geçecek? Kürtlerin olduğu bölgeleri kapsayacak mı? Bunun gibi, hatta su dağılımı gibi pek çok konuda Erbil ve Bağdat arasındaki tartışmada artık Amerika’nın gölgesi olmayacak. Tabii bu da dengeleri Kürtler aleyhine değiştirecek.
Bu arada şunun altını çizmek lazım: Amerika çekiliyor ama artık Amerika’nın Irak’ta hiçbir rolü olmayacak anlamına gelmiyor. Askeri olarak çekilmiş olması önemli ama bu tabii ki Amerika-Irak ilişkilerinin sona erdiği anlamına gelmiyor. Amerika, diğer Arap ülkeleriyle, Körfez ülkeleriyle kurduğu türden bir ikili savunma çerçevesine geçecek. Yani niteliği bir parça değişiyor; askeri odaklı olmaktan ziyade, yeni ilişkide artık bir sürü başka dosya söz konusu olacak. Diplomasi, enerji, altyapı, ticaret gibi konular da artık o ilişkinin doğasını belirleyen faktörler olacak. Dediğim gibi, asker çekilmesi Amerika’nın Irak’taki askeri etkisini azaltabilir, ama yine de ciddi bir Amerikan etkisi söz konusu. Özellikle Irak’ın dolar sistemine erişiminde Washington’ın elinde hâlâ çok önemli bir koz var. Dolayısıyla Amerika’nın etkisi bundan sonra daha az askeri, daha fazla ekonomik ve diplomatik olacak. Şimdi Kürtlerden bahsettik ama bir de İran meselesi vardı...

Ruşen Çakır: Sözünü kesiyorum ama tam da bu noktada herhalde İran bundan memnun olmuştur diye bir yorum yapayım. Çünkü İran orada genel olarak Şiilere destek veriyor. Bunun oradaki çoğunluk olan Şiilerin elini güçlendirecek bir adım olduğunu varsayıyoruz. Bu da İran’ı memnun ediyor herhalde.
Gönül Tol: Aslında bence İran açısından hem pozitif hem negatif sonuçları olacak Ruşen. Pozitif olan, senin söylediğin gibi, Amerikan askerlerinin Irak’tan ayrılması, hatta bölgeden çekilmesi İran’ın çok uzun zamandır talep ettiği bir şeydi. Bölgedeki Amerikan askeri varlığının azalması İran açısından bir kazanım olarak görülebilir. Ama bir de şunu da düşünmek lazım; Amerikan askerleri giderken, İran’ın Irak’ta kurmuş olduğu ağlar yerinde duruyor, bu çok önemli. O nedenle de aslında İran açısından pozitif bir gelişme diyoruz. Çünkü bugün baktığımızda Amerikalılar çekiliyor, fakat İran’ın kontrol ettiği, İran’a yakın milis gruplar, Irak’ın hem siyasi hem de güvenlik kurumları içinde çok ciddi bir nüfusa sahip. Bunun içinde Kataib Hizbullah gibi, Nüceba Hareketi gibi çok önemli gruplar var.
Amerika 30 Eylül’de çekildi, Irak Başbakanı “Çekilme takvimiyle paralel olarak, bu tarihte bu milis gruplar da devlet yapısına entegre edilecek” demişti, bunların bir kısmının silahsızlandırılmasından bahsetmişti. Bu takvim işleyemedi. İran’a yakın gruplar bunu reddediyorlar. Özellikle de mevcut İran Savaşı konjonktüründe, Irak sahası İran açısından çok daha önemli hale geldi. Tabii Suriye’yi de kaybetti İran. Dolayısıyla, İran Irak’taki hem siyasi hem askeri etkisinden vazgeçmek istemiyor. Bu arada İran’a yakın Iraklı milis güçlerin de İran’dan bağımsız ajandası da var; onlar da kendilerini feshetmek istemiyorlar. O yüzden, Amerika’nın çekildiği bir Irak’ta, İran’ın o ağlarının hâlâ güçlü olduğunu görüyoruz. Bu, İran açısından çok pozitif bir şey.
Bağdat açısından baktığımızda, Amerikalı yetkililer bir taraftan "Irak, Bağdat yönetimi bizden hep bu çekilmeyi talep ediyordu, sonunda istedikleri oldu, ama burada bir güç boşluğu da oluşacak’’ diyor. Dolayısıyla Bağdat açısından bu milisler üzerinde ne ölçüde kontrol sağlayabileceği, sadece askeri denge açısından değil, aynı zamanda siyasi ve ekonomik denge açısından da önemli. Irak yeniden kendisini inşa etmek istiyor, bir sürü altyapı projesi var, Körfez’den Türkiye’ye bağlanan proje var, bu projeleri hayata geçirmek istiyor. Bütün bunların olabilmesi için her şeyden önce Irak’ın güvenli bir ülke olabilmesi gerekiyor ve bu güvenliğin sağlanabilmesi için de işte bu devlet otoritesi dışında hareket eden bu milis güçlere bir çözüm bulunması gerekiyor. Şimdi Irak açısından asıl test, bu milis gruplarla ne yapacak sınavı.
Ama öte yandan Amerikan askerinin çekilmesi, İran yanlısı milislerin önemli bir gerekçesini de ellerinden alabilir. O nedenle bir parça bence negatif bir etkisi de olacak. Çünkü bu gruplar yıllardır silahlı varlıklarını Amerikan askerlerini Irak’tan çıkarmak için gerekli bir direniş olarak gösteriyorlardı, Irak’taki varlıklarını, bu şekilde meşrulaştırıyorlardı. Amerikan askeri gittikten sonra artık bu söylemi sürdürmek çok kolay olmayacak. Amerikan güçleriyle milisler arasındaki o saldırı-misilleme döngüsü de büyük ölçüde sona erebilir. Dolayısıyla ben İran açısından pozitif etkisi olacağı kadar, bir negatif etkisinin de olacağını düşünüyorum.

Ruşen Çakır: Peki Türkiye bundan memnun olur mu? Sanki olurmuş gibi geliyor bana ama çok da emin değilim, senin yorumunu merak ediyorum.
Gönül Tol: Türkiye açısından da aslında hem pozitif hem negatif. Şimdi bir taraftan bir boşluk olacak, Türkiye bu boşluğu doldurmak istiyor, bu pozitif bir şey. Şunun da altını çizmek gerekiyor: Aslında Irak, Türkiye’nin hem iç siyaseti hem de bölgesel vizyonu açısından çok önemli bir yerde duruyor. İç siyaset açısından PKK ile yürütülen silahsızlanma süreci var, ama sadece o değil, aynı zamanda Türkiye, Irak’taki politikasından ekonomik getiriler de bekliyor. Mesela Türk inşaat şirketlerinin bu yeniden yapılanmada önemli bir rol oynamasını, aslan payını almasını istiyor. O anlamda bir ekonomik getiri de bekliyor. Enerji açısından bir enerji özerkliği isteği var, Türkiye’nin stratejik otonomi politikasının iki ayağından biri savunmaysa, diğeri enerji. Enerji konusunda da Irak’la yakın çalışmak zorunda.
Amerika çekildiği için, bir yandan bir alan açılacak. Türkiye, bu alanın açtığı boşluğu bir süredir doldurmaya çalışıyordu ve başarılı bir şekilde yapıyordu. Mesela Bağdat daha evvel Türkiye’nin pek çok inisiyatifine "hayır" derken, yani yakın işbirliği kurma inisiyatifine "hayır" derken, bir süredir artık bunlara "evet" demeye başladı. Çünkü Amerika’nın çekileceğinin beklentisi içindeydi ve kendisine bir alternatif partner arıyordu. Bu anlamda sadece çekilmesi değil, Amerika’nın çekileceği beklentisi de Türk-Irak ilişkilerini yakınlaştırma konusunda bir pozitif rol oynadı. Yani Irak, Türkiye açısından çok merkezi bir rol oynuyor. Mesela bölge siyasetine baktığımızda, Türkiye’nin bir bölgesel entegrasyon vizyonu var. Sadece ekonomik olarak, ticari olarak, altyapı olarak, bu connectivity projeleri denilen, mesela Irak Kalkınma Yolu gibi projelerin kalbinde Irak oturuyor. O yüzden çok önemli bir rolü var. Türkiye bir süredir Ürdün’ü kapsayan, Suriye’yi kapsayan bir şey oluşturuyor; farklı aktörleri de yanına çekerek Irak’ın merkezinde olduğu bir vizyon gütmeye çalışıyor.
Bütün bunlar Amerika’nın çekilmesinden kısmen pozitif etkilenecek şeyler. Çünkü Türkiye’nin daha fazla inisiyatifi olacak, Türkiye’nin elindeki kozu daha güçlü olacak. Ama bir taraftan da bütün bu projelerin hayata geçirilebilmesi için, yine Irak’ın güvenli bir ülke olması gerekiyor. Fakat ‘’Amerika’nın çekildiği bir yerde, Irak gerçekten kendi güvenliğini sağlayabilecek mi?’’ sorusu var. IŞİD meselesi ne olacak mesela, bu çok önemli. Bir taraftan IŞİD, eskiden oluşturduğu türden, Irak’a ve bölgeye bir tehdit oluşturmuyor. Ama diğer yandan, IŞİD’in bütünüyle yok olduğunu söyleyemeyiz, hâlâ bir tehdit. IŞİD eğer bu boşluktan faydalanıp yeniden bir yapılanmaya giderse, bu, ciddi bir tehdit oluşturuyor Irak’ın güvenliği açısından. Yine bahsettiğim gibi, İranlı ve İran’a yakın milis grupların ne olacağı sorusu önemli.
İşte bütün bunlar meseleyi Türkiye açısından da şu noktaya getiriyor: Amerika’nın çekilmesinden sonra Irak gerçekten stabil bir yer olacak mı, bizim iş yapabileceğimiz bir yer olacak mı? İkincisi, İsrail ya da Körfez ülkeleri Amerika sonrası Irak’ta nasıl bir rol oynayacak? Mesela bu sabah gördüm, Amerika’nın İsrail’e, İran’a karşı Irak sahasını %100 kullanma konusunda yeşil ışık yaktığı söyleniyor. Bu ne anlama geliyor? Suriye’den sonra artık Irak da Türkiye-İsrail gerginliğinin bir sahası olacak. İsrail, bölgenin hiçbir yerinde stabiliteyi, merkezi hükümetleri destekleyen bir politika gütmüyor; mümkün olduğunca buradaki merkezi hükümetlerin altını oymaya çalışıyor ve bu, Türkiye açısından çok sorunlu bir politika. O yüzden pozitif sonuçların yanında Amerika’nın çekilmesi Türkiye açısından riskler de içeriyor tabii. Çünkü güvenlik durumu ne olacak ondan emin olamıyoruz ve dediğim gibi bu bölgesel ülkeler, özellikle İsrail nasıl bir rol oynayacak Amerika sonrası Irak’ta? Bunlar Türkiye açısından önemli sorular.

Ruşen Çakır: Suriye’deki yeni yönetim bundan çok memnun olmayacak gibi geliyor bana. Çünkü Suriye ile Irak arasında birtakım potansiyel gerginlik konuları var. Bir diğer husus da eş-Şara yönetiminin ABD ile ilişkileri iyi. ABD’nin Irak’taki varlığını kendisi için de bir tür teminat gibi görüyordu sanki, en azından şu aşamada. Suriye bu olaydan tedirgin olur mu?
Gönül Tol: Türkiye, Irak ve Suriye arasında normalleşme, arabuluculuk rolü oynadı ve o bence çok yapıcı, önemli bir roldü. Irak ve Suriye, uzun süre IŞİD’le mücadele konusunda birbiriyle bağlantılı tek bir operasyon alanı olarak görüldü. Irak’taki Amerikan askeri altyapısının ortadan kalkması, bu modeli değiştiriyor ve Suriye hükümetine çok daha fazla sorumluluk yüklüyor. Yine burada sorulması gereken soru IŞİD ne olacak? IŞİD, Amerika’nın çekilmesinden ve ortaya çıkan boşluktan nasıl faydalanacak, ne adımlar atacak? Eğer yeniden inşa sürecine giren bir IŞİD olursa, bu, Suriye’nin geleceği açısından da çok problemli bir şey olur. Çünkü Suriye’nin kendi bin bir tane problemi var, Irak gibi kendini yeniden inşa etmek istiyor. Bunun yapılabilmesi için dış yatırım gelebilmesi için güvenliğin sağlanması gerekiyor. Mesela Kürtlerle uzlaşıya varıldı, devlet otoritesi dışında hareket eden bir sürü askeri unsur entegre edildi ama bütünüyle de sorun çözülmüş değil, hatta geçenlerde bombalama oldu Suriye’de. Dolayısıyla, Suriye açısından IŞİD’in ne olacağı, Irak’taki gelişmelere bağlı olarak önemli bir problem.
Tabii bir taraftan da Amerika’nın Irak’tan çekilmesi aslında yine IŞİD’le mücadelede, Suriye’yi Amerika açısından da önemli bir hâle getiriyor. Dolayısıyla stratejik değerini yükseltiyor Amerika açısından. Sadece Washington için değil Türkiye için de daha güçlü bir Suriye devleti sadece IŞİD’le mücadele bakımından değil, aynı zamanda da bu Irak-Suriye-Lübnan hattında faaliyet gösteren İran bağlantılı bu silahlı grupların hareket alanını daraltmak açısından da önemli. Dolayısıyla Suriye’nin burada stratejik önemi artıyor. Ama diğer bütün bu ülkeler gibi, İran’dan ve Türkiye’den bahsettik- Suriye açısından da Irak’ta ne olacağı, Suriye’nin geleceği için önemli. Bence önümüzdeki aylarda, yıllarda odaklanılması gereken soru şu: Birincisi, Irak hükümeti ne yapıyor bu milis güçlerle baş edebilmek için? Bunlar silahsızlandırılabilecek mi, devlet yetkisi altına alınabilecek mi?
İkincisi, Amerika-İran arasındaki savaş nereye evrilecek ve İran açısından Irak, dediğim gibi çok daha önemli bir saha haline geldi özellikle Suriye’yi kaybettiği için İran, Irak’taki faaliyetlerini nasıl bir yöne çekecek Amerika’dan sonra? Bu da önemli. Üçüncüsü, Irak’ın bir sürü sorunu var, her şeyden önce sistemik bir yolsuzluk meselesi var. Ülkenin ekonomik olarak yeniden inşa edilebilmesi için bunun çözülmesi gerekiyor. Bütün bunlar herkesi, Suriye’yi de, İran’ı da, Türkiye’yi de ilgilendiriyor. Dediğim gibi bu noktalara odaklanmak gerekiyor, Amerika’nın çekilmesinin gerçek anlamda bölgesel sonuçlarını uzun vadede anlayabilmek için.

Ruşen Çakır: Gönül, istersen diğer konuya geçelim. Henüz Mecliste gündeme bile gelmedi ama bir anlaşma var; Türkiye de bunun tarafı. Pakistan ve Suudi Arabistan’la yapılan Mekke Anlaşması ya da Paktı ve bunun nasıl bir şey olacağının ilk işaretleri geldi. Suudi Arabistan’ın Yemen’e yönelik bir operasyonu söz konusu, çünkü orada kendisine yönelik bir tehdit algısı var. Pakistan’ın ve Türkiye’nin Suudi Arabistan’a askeri desteği söz konusu, en son yapılan toplantıda bu çıktı. Pakistan’la ilgili bilgilere daha çok sahibiz ama Türkiye ile ilgili bilgileri ben tam olarak göremedim, kaçırmış da olabilirim. Sen gördün mü? Gülümsediğine göre sen de görememişsin. Ne oluyor, yani Türkiye ve Pakistan Suudi Arabistan’ın imdadına mı koşuyor? Ki söz konusu olan güç Yemen’in bütünü de değil, değil mi? Yemen’in içerisindeki bir baskın önemli ama tüm ülkede değil. Bir de anlaşmanın hemen ardından bunun olması, bu anlaşmanın yapılma nedeni de aslında buymuş gibi düşündürtüyor insanı.
Gönül Tol: Gülümsedim çünkü Pakistan’dan bahsettin; 2015’te Pakistan Suudi Arabistan’ın yaptığı bir koalisyonla Yemen’e saldırmıştı, hatırlayalım. O dönemde de Pakistan’dan yardım istenmişti ve Pakistan parlamentosunda bu tartışılmıştı, konuşulmuştu ve en nihayetinde "Yok, biz bu işe girmeyelim, bu bizim için çok riskli" denmişti. Şimdi Pakistan asker gönderdi Körfez’e ve bu hiç tartışılmadı. Çünkü 2015’ten bu yana artık askerin çok daha kilit bir rol oynadığı bir Pakistan görüyoruz, çok ciddi bir otokratik konsolidasyon var. Pakistan gibi otokratikleşmenin artık hızla tırmandığı bir ülkede bile bilgi akışı, halkla bilgi paylaşımı daha sağlıklıyken, bizde bunun olmaması Türkiye ile ilgili ne diyor diye düşünmek lazım.
Ben başından beri bu Mekke Anlaşmasına karşı mesafeli yaklaştım. Özellikle hükümete yakın kesimlerde çok heyecan duyanlar, "Bunu yapmalıyız. Arap NATO’su" diyenler var. Bu arada Amerika’da da bazı Kongre üyeleri bu konuda çok hevesli; "Yaşasın, Müslüman NATO kuruluyor" diyenler var. Ben hep buna uzak durdum. Çünkü bu Mekke Anlaşması benim yorumuma göre zaten var olan savunma işbirliğinin kurumsallaşmış hâli. Onun ötesine gider mi? Gidebilir, başka bir yere evrilebilir, bence o yol da çok kolay bir yol değil. Ama şu kesin: Hakan Fidan bunu mümkün olduğu kadar "evet, bu Müslüman NATO" olarak lanse etmeye çalışıyor. Bunun önünde milyon tane engel var. İlk engeli de ben bugün görüyorum. Ben Hakan Fidan’ın orijinal açıklamasını okumadım ama güvendiğim gazeteci bir arkadaşım bahsetmiş Twitter’da. Hakan Fidan ‘’artık bu Mekke Anlaşması’nın kurumsallaşması tamamlandı, artık pratik şeylere adımlar atacağız" demiş. ‘’Kurumsallaşma tamamlandı’’ dediği şey, bir sekretarya oluşturuldu ve başına bir Pakistanlı general getirildi. Eğer kurumsallaşmadan kasıt bu idiyse, düşündüğümüzden çok daha az hırslı bir proje anlamına geliyor bu Mekke Anlaşması. Çünkü Hakan Fidan NATO’nun bu 5. maddesine vurgu yapıyor ya hep, eğer gerçekten bir ‘’Müslüman NATO’’ olacaksa bir tek böyle bir sekretarya kurmakla olacak iş değil bu. Bunun ötesinde ortak bir askeri yapı kurulması gerekiyor. Bu kurumsallaşma çok ciddi bir kurumsallaşma. Mekke Anlaşması’nda NATO anlaşmasındaki di, taklit edilmeye çalışılıyor. Bu ne demek oluyor? Eğer siz NATO’daki kurumları kopyalamak istiyorsanız, önünüzde çok uzun bir yol var, bu sadece sekretaryayla olacak bir iş değil. Bu bir.
İkincisi, ‘’Suudi Arabistan ve Husi çatışması nereye gidiyor?’’ meselesi var. Eğer buraya asker gönderilecekse, şu noktada Türkiye’nin asker göndereceğini düşünmüyorum. Çünkü evet, metnini bile görmedi muhalefet partileri. Hiçbirimiz bu anlaşma metninde ne var bilmiyoruz. Türkiye Anayasası’na göre bunun Meclis’e getirilmesi, onaylanması gerekiyor, ancak bundan sonra asker gönderilebilir. ‘’Anayasayı kim takıyor?’’ diyebilirsiniz, evet, bu söylenebilir gerçekten, ama eğer artık bundan da vazgeçilecekse, hiç kimseye sormadan, metnini bile görmediğimiz bir anlaşmaya binaen, eğer Türk askeri gidip Suudi Arabistan’ı savunmak için Yemen’de ölecekse, otokrasi bambaşka bir seviyeye geçti demektir.
Ben bugün itibarıyla Türkiye’nin asker göndereceğini düşünmüyorum. Zaten kullanılan dil de biraz muğlak, "askeri destek" deniyor. Ben Erdoğan’ın yaptığı açıklamalara da baktım, Erdoğan “Savunma amaçlı askeri destek” diyor. Benim onun söylediklerinden anladığım şey, istihbarat paylaşımı olabilir, teknik destek olabilir, eğitim desteği olabilir, ama bunların hiçbiri bana Türkiye asker gönderecek demiyor.
İkincisi, Türkiye eğer asker gönderecekse, bu, hakikaten inanılmaz riskli bir strateji. Kiminle konuşursanız konuşun, Suudi Arabistan ve Husi çatışmasının daha da tırmanma riski olduğunu söylüyor. Hafta sonu çok ciddi saldırılar oldu, Husiler Suudi Arabistan’a saldırdı, merkezi yönetim denen Yemen’deki yönetim Husilere karşı yeni bir operasyon başlattı. Bu çatışma belli ki tırmanacak. Böyle çatışmanın olduğu bir ortamda, Türk askeri Suudi Arabistan’ı korumak için Yemen’e mi gidecek? Bunun iç siyaset açısından çok ciddi sorunları var. Şimdi bir kamuoyu yoklaması yapılsa, eminim Türkiye’nin çok ezici bir çoğunluğu buna "Hayır, ne işimiz var bizim Yemen’de?" der, bu bir.
İkincisi, Türkiye, Kızıldeniz’de ve Afrika Boynuzu denen bölgede çok ciddi bir siyaset izliyor bir süredir. Çok ciddi askeri, ekonomik altyapı angajmanı var. Somali’de var, Sudan’da var, Etiyopya ile Türkiye arasında ciddi bir ekonomik işbirliği var. İran Savaşı ile birlikte, İsrail ve Türkiye arasındaki ve Birleşik Arap Emirlikleri ve Türkiye arasındaki nüfuz mücadelesi burada çok artmış durumda. Türkiye’nin, özellikle Somali’de çok ciddi, büyük bir üssü var. Böyle bir ortamda Türkiye Husilerle savaşmak için asker gönderirse, eğer bu savaşa çok ciddi bir şekilde müdahil olursa, ki zaten Husiler ‘’Biz buna yanıt veririz’’ diye açıklama yaptılar. Husilerin Türkiye’nin Kızıldeniz’deki ve Afrika Boynuzu’ndaki çıkarlarının altını oymak için atabileceği pek çok adım var. Zaten hâlihazırda Husiler ve eş-Şebab, yani Somali’deki el-Kaide ile Husiler arasında ciddi bir lojistik işbirliği var, Amerikan istihbaratı bir rapor yayınladı bununla ilgili. İran Savaşı ile birlikte bu lojistik işbirliğinin çok daha yoğunlaştığını görüyoruz. Bu aslında Türkiye’nin Somali’de yapmaya çalıştığı şeyin altını oyan bir şey. Ama eğer Türkiye bu angajmanını, yani Suudi Arabistan’ın yanında Husilerin karşısındaki bu angajmanını derinleştirirse, Husiler, Türkiye’nin bu bölgedeki çıkarlarının altını oymak için çok daha dramatik adımlar atabilir.

Ruşen Çakır: Evet Gönül, noktayı koyalım ama bir dahaki haftaya ya da önümüzdeki haftalarda sizin oradaki seçim yarışını da bir konuşalım istiyorum. Çünkü Cumhuriyetçilerin kalesi olarak bilinen bazı eyaletlerde, Demokratların, senatoda temsilci kazanma ihtimallerini görüyorum, birçok denge değişebilir herhalde. O meşhur ‘’Trump topal ördek" lafı vardı ya, yani Trump Kongrede çoğunluğu kaybedip zor durumda kalabilir, değil mi? Şu âna kadarki işaretler bu yönde galiba, değil mi?
Gönül Tol: Evet, "topal ördek" olur mu olmaz mı konusu ayrı bir parantez açılması gereken konu. Çünkü ‘’topal ördek’’ dediğimizde şunu varsaymış oluyoruz: Kongre Amerikan başkanının kararları üzerinde çok önemli bir rol oynuyor, Kongreyi kaybettiğinde o denge bozuluyor. Ben Trump Amerika’sında aslında uzunca bir süredir kongrenin etkinliğini yitiren bir aktör olduğunu düşünüyorum. Ama bunu ayrıca önümüzdeki haftalarda konuşalım.

Ruşen Çakır: Evet, çok teşekkürler Gönül. Ömer’e de buradan selam yollayalım. Transatlantik burada sona eriyor. Gönül Tol’a çok teşekkürler, sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
18.10.2026 İmamoğlu'nun savunmasının ardından: "Beni teslim alamayacaksınız!”
17.10.2026 Fon krizinin üstü örtülebilecek mi?
16.10.2026 İmamoğlu'nun savunmasının ikinci gününden izlenimler: "Aklanması gereken kişi ben değilim”
15.10.2026 İmamoğlu'nun savunmasının ilk gününden izlenimler: "Bu bir çöküş hikayesidir”
14.10.2026 Nakşibendiliğin Erenköy cemaati yaşananların adını koydu: Toplumsal çürüme
14.10.2026 Halk TV olayı bize neler söylüyor?
13.10.2026 Erdoğan taraftarları fon krizine nasıl tepki veriyor? | Feyza Akınerdem anlatıyor
12.10.2026 Fon krizi muhalefete rağmen iktidarı sarsmaya devam ediyor
12.10.2026 Devrimciler: Yarım yüzyıl sonra 78 kuşağını anlamak
11.10.2026 Gazetecileri sahipsiz olan bir ülkeyiz
18.10.2026 İmamoğlu'nun savunmasının ardından: "Beni teslim alamayacaksınız!”
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı